Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Can Evin Blogudur

Yazılar

Saffat Suresi 138. Ayet

Yaşar Nuri Öztürk çevirisi, Saffat Suresi 138. Ayet ''Geceleyin de. Hala aklınızı işletmeyecek misiniz?'' Bu ayet, ayetler sondan başa doğru sayıldığında sondan 2311'inci ayettir. Şimdi bu ayetin harflerini ta ki ayet bitene kadar sırasıyla 2, 3, 1, ve 1 olacak şekilde ayıralım. Şöyle ki:

GE - CEL - E - Y - İN - DEH - A - L - AA - KLI - N - I - ZI - İŞL - E - T - ME - YEC - E - K - - SİN - İ - Z

Ayetin harflerini bu şekilde kendi numarasının sayılarına ayırdıktan sonra 2311 sayısını tersten oluşturacak şekilde önce 1'leri sonra 3'leri sonra da 2'leri yanyana yazalım.

EY ALNI ET EKİZ
CEL DEH KLI İŞL YEC SİN
GE İN AA ZI ME Mİ

Özellikle ilk satırda oluşan anlamlı cümleye dikkatinizi çektikten sonra. Yine her bir dizenin altı çizgili olarak belirttiğimiz 1, 5 ve 7'nci harflerini işaretleyip yanyana yazalım. Ve okuyalım.

ENECEK GAZ.

Tüm satırları ve en son çıkan ''ENECEK GAZ'' cümlesini buluken sistemetik bir şekilde hareket ettiğimizin unutulmamasını istiyorum.

Can Evin

Türkçe (Ana Dilde) Namaz

TÜRKÇE (ANA DİLDE) NAMAZ


Türkçe namaz kılmak. Ne bileyim anlatılabilecek gibi birşey değil. Müthiş bir şey. Bir kere ne dediğini ve ne istediğini biliyorsun. Bu çok büyük bir nimet. Hz. Peygamber gibi kendi dilinde ibadet yapıyorsun. Allah'a yönelişin daha bir farklı oluyor. Her bir kelimeyi seçerek kullanıyorsun. Arapça namaz kılarken aklınıza olup olmadık şeyler gelme ihtimali çok yüksek. Çünkü ne dedğini bilmiyorsun ve belli bir ezberi dudakların tekrar ediyor. Bütün benliğinle namaz kılabilmek için ağzınla olduğu kadar beyninle de bu sözleri ve anlamlarını gözden geçirebiliyorsun. Rabbinle bire bir konuşuyorsun. Dua ediyorsun. Arapça namaz kılarken yapılan hareketler bir ritüel olmaktan ileri gitmiyor. Oysa Türkçe namazda bütün vücudunla dua ettiğinin ayırdına varıyorsun. Namaz kılmak suretiyle yaptığımız iş aslında dua etmek. Ama Arapça kılarken bunun anlamını kavrayamıyorsun. Türkçe kılarken ise neyi neden yaptığını biliyorsun. Bugüne kadar Kur'an'da adı sayılan onlarca peygamber var. Düşünsenize hepsi de kendi dillerinde yakarmışlar Allah'a. Arapça değil. Arapça kutsal bir dil değil. Son Peygamber Arap olduğu için Kur'an'ın onun dilinden inmesi de çok doğal. Zaten başka türlüsü de düşünülemez. Ne dediğini bilmeden insan nasıl anlaşabilir, nasıl kendini kendini ifade edebilir, nasıl yetiştirebilir kendini. Atalarımız böyle kılıyormuş diyerek bu yanlışı devam ettirmenin bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Ya atalarımız da akıl erdiremedi ise? O zaman ne olacak. Onun için Kur'an'ın defalarca tekrar ettiği gibi aklımızı işletmeliyiz. ''Aklınızı işletmeyecek misiniz?'' der Kur'an. Aklımızı işleteceğiz. Bunun başka yolu yok. Darısı ne dediğini bilmeden kılanlara olsun. 


Çeşitli Ayetler

ÇEŞİTLİ AYETLER

Hac Suresi 46, Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Şu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki gönüller körleşir.

Bakara Suresi 261, Mallarını Allah yolunda infak edip harcayanların durumu, yerden, her başağında yüz dane bulunan yedi başak çıkarmış bir daneye benzer. Ve Allah, dilediği kişi için daha da arttırır. Allah Vâsi'dir, yaratışını ve yarattıklarını genişletir; Alîm'dir, her şeyi en iyi biçimde bilir.

En'am Suresi 162, De ki: "Benim namazım/duam, kulluğum/bağışım, hayatım, ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir."

Casiye Suresi 20, Bu Kur'an, insanların kalp gözlerini açacak ışıklardan oluşur. Gereğince inanan bir toplum için de bir kılavuz ve bir rahmettir o.

Kıyamet Suresi 14, Gerçek şu ki insan, öz benliği üzerine yönelmiş keskin ve derin bir bakıştır;

Yunus Suresi 100, ...Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.

Ali İmran 139, Gevşemeyin, tasalanmayın. Eğer inanıyorsanız üstün olan sizsiniz.

Rad Suresi 28, Böyleleri, inanan ve gönülleri Allah'ın zikriyle/Kur'an'ıyla tatmin bulan kişilerdir. Gözünüzü açın! Gönüller yalnız Allah'ın zikriyle/Kur'an'la tatmin bulur.

İbrahim Suresi 24, Görmedin mi Allah nasıl bir örnekleme yaptı: Güzel söz; kökü yerde, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzer.

25 O ağaç, Rabbinin izniyle yemişlerini her zaman verir. Allah, insanlara böyle örnekler verir ki, düşünüp ibret alabilsinler.

26 Pis bir söz de gövdesi toprağın üstünde destek bulmuş bir ağaca benzer, dayanağı yoktur onun.



Dünya Malı

DÜNYA MALI

Ali İmran Suresi 145, ...dünya çıkarını gözetene ondan veririz; ahiret yararını gözetene de ondan veririz.Şükredenleri ödüllendireceğiz biz.

Şura Suresi 20, Âhiret ekini isteyenin o ekinini artırırız; dünya ekini isteyene de ondan veririz. Ama böylesi için âhirette bir nasip yoktur.

Hud Suresi 15, Her kim iğreti hayatı ve onun süsünü isterse böylelerinin yapıp ettiklerinin karşılığını kendilerine bu hayatta tam olarak veririz. Onlar dünyada hiçbir eksiltmeye uğratılmazlar.

Ankebut Suresi 25, İbrahim dedi: "Şu bir gerçek ki, siz dünya hayatında aranızda sevgi oluşturmak için Allah'ın berisinden putlar edindiniz. Sonra, kıyamet gününde birbirinizi tanımaz olacaksınız, bazınız bazınıza lanet edecek. Hepinizin varacağı yer cehennemdir; hiçbir yardımcınız da olmayacaktır."

Hadid Suresi 20, Bilin ki, şu iğreti dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden, bir süsten, aranızda bir övünmeden, mallarda ve evlatlarda çoğalma yarışından başka şey değildir. Bir yağmur misali ki, çıkardığı bitkiler çiftçilerin hoşuna gider. Ama biraz sonra o ot kurur, sapsarı kesildiğini görürsün. Nihayet bir ot ufantısı haline gelir. Âhirette şiddetli bir azap var, Allah'tan bir af ve hoşnutluk da var. dünya hayatı bir aldanış/gurur aracından başka şey değildir.


Çoğumuzun algılamasında, put dendiğinde yontma bir taş ya da tahta parçası karşısına geçip tapınmak vardır. Oysa ki, dünya malına aşırı düşkünlük bir noktadan sonra o malı putlaştırıyor. Ona sahip olmak kişinin tek düşüncesi ve arzusu haline geliyor. Bu para olabilir, araba ya da ev olabilir. Dünya malını, dünya süsünü Allah insanlar için ayakta durma aracı yapmıştır. Ama sadece o kadar. Yoksa yukarıda belirttiğimiz Ankebut Suresi'nde olduğu gibi dünya malını, dünya süsünü putlar edinmemeli, bütün bir ömrümüzü dünya malı peşinde koşarak geçirmemeliyiz. Mal hırsı insanı psikolojik olarak ta yıpratan bir şeydir. Günümüzde hakim olan, daha çok para=daha çok mutluluk denklemi doğru değildir. Daha çok para=Daha çok sorun denklemi çok daha doğrudur diye düşünüyorum. Hem bu dünya için hem de ahiret hayatı için.

Dünya malını ahiret hayatına köprü yapmamız gerektiğini söyleyen ayetlere bir kaç örnek vermek istiyorum:

Bakara Suresi 254, Ey iman edenler! Alış-verişin, dostluğun, şefaatin olmadığı o gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıktan infak edip dağıtın...

Bakara Suresi 261, Mallarını Allah yolunda infak edip harcayanların durumu, yerden, her başağında yüz dane bulunan yedi başak çıkarmış bir daneye benzer. Ve Allah, dilediği kişi için daha da arttırır...

Bakara Suresi 265, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak ve öz benliklerindekini kökleştirmek için infakta bulunanlara gelince, onların durumu kendisine bol yağmur isabet edip de ürününü iki kat veren bir bahçenin durumuna benzer. Böyle bir bahçeye bol yağmur düşmese de bir çisinti, bir nem bile yetişir. Allah, yapmakta olduklarınızı tam bir biçimde görmektedir.

Bakara Suresi 274, Mallarını; gece ve gündüz, gizli ve açık infak edenler var ya, işte onlar için Rableri katında kendilerine özgü ödüller vardır. Korku yoktur onlar için; tasalanmayacaklardır onlar.

Ali İmran Suresi 92, Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe zafer ve mutluluğa asla ulaşamazsınız.İnfak ettiğiniz herşeyi, Allah çok iyi bilmektedir.


Kur'an Okuyalım

KUR'AN OKUYALIM
 
Gençler, bugünkü Arap dünyasına bakıp, Batı dünyasınında etkisinde kalarak islam dininin ruhundan uzaklaşıyor. Türkiye'de dinin siyaset ve propaganda malzemesi olarak kullanılması da bu uzaklaşmaya hizmet ediyor. Neden gençlerimizi Kur'an okumaya teşvik etmiyoruz. Gençler, neden Kur'an okumuyorsunuz? O, Allah'ın insanlara seslendiği ilahi bir mucize. Hani derler ya, 'Bu devirde hala mucizelere mi inanıyorsun?' diye. Evet inanıyorum. Bu dünyada hala tertemiz ve tüm güzelliğiyle elimizin altında duran Kur'an-ı Kerim mucizesine inanıyorum. Kur'an'ı elinize alıp ilk sayfadan ilk satırı okusanız, inanın bir daha bırakamazsınız. İlk sayfa, ilk satır ve ilk kelime... Evet, okumaya başladın işte... Farkında mısın karşında yüce Rabb'in var şu anda. Sana sesleniyor, anlatıyor. Bugüne kadar insanlığın başından geçenleri, insanların nankörlüklerini, hatalarını anlatıyor ve 'hiç düşünmüyor musunuz?' diyor sana... Öyle bir heyecan ve mutluluk ki... Sen fani bir yaratılan, O, seni Yaratan... Ellerinin arasında bir mucize var, allah'ın tüm insanlığa armağanı Kitab'ımız var. Aç, oku, korkma... Okudukça göreceksin ki, hiçbir şey blmiyormuşsun. Din diye öğretmişler birşeyler ama Kur'an'ı okutmayı unutmuşlar. Onlar unutmuşlar ama suçu kimsede arama, kendinde ara. Allah2ın seninle konuştuğu, sana birşeyler anlattığı bir Kitap var ve sen daha açıp onu okumamışsın bile. Ne acı, ne yazık, ne korkunç değil mi? Kur'an'da 2006'da deprem olacağına dair şifre varmış dendiğinde ya da Kur'an'ın mucizeleriyle ilgili bir kitap çıktığında heyecanlanıp ilgileniyorsun ama Allah'ın bize bizi, yapmamız gerekenleri anlattığı Kitab'ı tozlu raflara terk ediyorsun. Ne büyük gaflet, ne büyük dalalet... Belki evinde Türkçe bir Kur'an bile yok... Bu ilgisizlik, bu kayıtsızlık gerçekten çok üzücü... Yapman gereken tek şey Kitab'ımızı okumak, anlamak, Allah'ın bizden ne istediğini öğrenmek. İşte o zaman büyük bir huzur duyacaksın. Artık boşluk yok, hayatı savrulan bir yaptak gibi yaşamak yok. Bilgiyle ve imanla aydınlanmış bir yürek var artık... Arap dünyasıymış, batılıymış, gericiymiş, şuymuş, buymuş, hibirinin önemi kalmadı... Artık şuradan buradan duyduklarından değil, hem de ilk elden okuduklarından öğrendin dinini, peygamberini...
Bakara Suresi 2, İşte sana o Kitap! Kuşku/ çelişme/ tutarsızlık yok onda. Bir kılavuzdur o, sakınanlar için.

Yunus Suresi 37, Bu Kur'an, Allah'ın berisinden birilerince yalan isnatlarla oluşturulmuş değildir. O, kendinden öncekinin tasdiki ve Kitap'ın ayrıntılı kılınmasıdır. Kuşku ve çelişme yoktur onda. Âlemlerin Rabbi'ndendir o.

Hicr Suresi 1, Elif, Lâm, Râ. İşte sana o Kitap'ın ve açık anlatımlı Kur'an'ın ayetleri.

İsra suresi 41, Biz, gerçeği, Kur'an'da türlü biçimlerde ifade ettik ki, düşünüp anlayabilsinler. Fakat bu onların sadece kaçışlarını artırıyor.

Kehf Suresi 54, Yemin olsun, biz, bu Kur'an'da, insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk. İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır.

Rum Suresi 58, Yemin olsun ki, biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü örneği verdik...

Zümer Suresi 27, Yemin olsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türden örnekler verdik ki düşünüp öğüt alabilsinler.

Duhan Suresi 58, Belki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, Biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.

Kaf Suresi 45, ...O halde, benim tehdidimden korkanlara sadece Kur'an'la öğüt ver.

Kalem Suresi 52, Oysaki o Zikir/Kur'an âlemler için bir öğütten başka şey değildir.

En'am Suresi 114, Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? ...

En'am Suresi 126, ...Biz öğüt alan bir topluluğa ayetleri ayrıntılı bir biçimde açıkladık.

A'raf Suresi 174, Biz, ayetleri işte bu şekilde ayrıntılı kılıyoruz ki, hakka dönebilsinler.

Nahl Suresi 89, ...Sana bu Kitap'ı indirdik ki herşey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde olsun.

En'am Suresi 38 ,Biz bu Kitap'ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık.

Kamer Suresi 17, 22, 32, 40, Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?!

Ali İmran Suresi 138. Ayet, ''Bu, insanlara bir açıklama, korunup sakınanlara da bir öğüt ve kılavuzdur.''

A'raf Surei 2. Ayet, ''Bir kitaptır bu; sana indirildi, onunla uyarıda bulunasın diye ve inananlar için bir öğüt ve düşündürme olarak...

Yunus Suresi 57. Ayet, ''Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, inananlara bir kılavuz ve bir rahmet geldi.''

Ta-Ha Suresi 3. Ayet, ''Saygıyla ürperene bir hatırlatma/düşündürme/öğüt verme olsun diye indirdik.''

Nur Suresi 34. Ayet, ''Yemin olsun ki, size, gerçeği açık-seçik anlatan ayetler, sizden önce gelip geçmiş olanlardan örnekler, korunanlar için de bir öğüt indirdik.''




İhanete ve Cehalete Karşı

İHANETE VE CEHALETE KARŞI


Maide Suresi 87, Ey iman sahipleri! Allah'ın size helal kıldığı şeylerin temiz ve güzel olanlarını haramlaştırmayın; azıp sınırı aşmayın; Allah azıp sınırı aşanları sevmez.

En'am Suresi 140, ...Allah'ın kendilerine verdiği rızıkları, Allah'a iftira ederek haramlaştıranlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. İnan olsun, sapıtmışlardır onlar; hiçbir zaman doğruyu ve güzeli bulamazlar.

Yunus Suresi 59, De ki: "Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"

Araf Suresi 185, ...Peki, bu Kur'an'dan sonra hangi hadise/söze iman ediyorlar?

Casiye Suresi 6, İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah'tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise/söze inanıyorlar?!


Lokman Suresi 6, İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak için hadis/laf eğlencesi satın alır ve onu alay konusu edinir. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır.


En'am Suresi 159, Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir.

Ali İmran Suresi 103, Hep birlikte Allah'ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın;...

Ali İmran Suresi 105, Kendilerine açık-seçik kanıtlar geldikten sonra, çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın. Böyle olanlar için çok büyük bir azap vardır.

Bakara Suresi 48, Ve korkun o günden ki, hiçbir benlik başka bir benliğin herhangi birşeyi için karşılık ödemez; hiçbir benlikten şefaat kabul edilmez, hiçbir benlikten fidye alınmaz.Ve onlara yardım da edilmez.

Bakara Suresi 123, Kimsenin kimse yerine birşey ödemeyeceği, kimseden fidye kabul edilmeyeceği, şefaatin hiç kimseye yarar sağlamayacağı ve onların hiçbir yardım göremeyecekleri o günden korkun.

Bakara Suresi 254, Ey iman edenler! Alış-verişin, dostluğun, şefaatin olmadığı o gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıktan infak edip dağıtın. Küfre sapanlar zalimlerin ta kendileridir.

Ahzap Suresi 67, Ve derler ki: "Rabbimiz! Biz, efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar."

Zümer Suresi 3, Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır! O'nun yanında birilerini daha veliler edinerek, "Biz onlara, bizi Allah'a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz." diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.

A'raf Suresi 3, Rabbinizden size indirilene uyun; O'nun berisinden birtakım velilerin ardına düşmeyin. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Bakara Suresi 170, Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun" dendiğinde: "Hayır!Biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." Derler?Peki, ataları bir şeye akıl erdiremiyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler!...

Lokman Suresi 21, Böylelerine, Allah'ın indirdiğine uyun dendiğinde şu cevabı verirler: "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." Peki, şeytan onları, alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı?

Zalimin Düşmanı Hz.Muhammed - Anti-Emperyalist Mustafa Kemal

ZALİMİN DÜŞMANI HZ. MUHAMMED - ANTİ-EMPERYALİST MUSTAFA KEMAL

                                        Ne vakit ayırdınız ikisini. Ne vakit Hz.Muhammed bağlıları ile M.Kemal bağlıları düşman oldu. 1400 yıl önce zalimin üstüne yürüdü Muhammed. 1400 yıl sonra yedi düveli dize getirdi Mustafa. Ha Muhammed Mustafa, ha Mustafa Kemal. İkisi de zalimin düşmanı, ikisi de anti-emperyalist. Muhammed Mustafa hayatta olsaydı izin verir miydi halkının sömürülmesine, iliklerinin kurutulmasına. Mustafa Kemal hayatta olasaydı AB aldatması adı altında peşkeş çekilir miydi ülke kaynakları zalim kompradorlara. Ha Mumammed Mustafa, ha Mustafa Kemal. İkisi de bizim Mustafamız. İkisi de güçlü ikisi de korkutucu batı için. Batının aklı çıkıyor iki Mustafa birleşir mi insanların akıllarında diye. Birleşir de kırarlar mı esaret zincirlerini diye. Pompalıyor ayrılığı gayrılığı. M.Kemal ne demiş Muhammed Mustafa için, ''esaret tanımamanın sembolü''. Ne de güzel söylemiş, sanki kendini tarif etmiş. Esaret tanımamanın sembolü iki Mustafa da. İkisi de dünya barışı için savaştı ve kazandı. İkisi de güçlü, ikisi de azametli ikisi de korkutucu zalimler için.

                                    M.Kemal Bedir Savaşı'nın krokilerini incelerken, kendisinden iki üç kat fazla müşrik ordusunun bileğini büken Muhammed için, onun en büyük mucizesi Bedir Savaşı'dır diyor. Sayıca ve teçhizatça üstün emperyalistleri deviren M.Kemal için İslam dünyası ''Müslümanların militan lideri'' yakıştırmasında bulunuyor. İşte Muhammed Mustafa'yla Mustafa Kemal'i birleştiren, bu mücadeleci ve imkansızlık nedir bilmez barışsever kimlikleridir.

                                     Bakara Suresi 256. Ayet ''Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur...'' diyor. 1400 yıl sonra 1937'de Türk Anayasasına laiklik ilkesi giriyor. O da laiklik ilkesiyle dinde zorlama yoktur diyor. Hangi ayrılık hangi gayrılık. Suni gündemler, suni ayrılıklar. Yüreğimizde ve aklımızda iki Mustafa'yı da birleştirmeli, zalimin ve zulümün üstüne tüm gücümüzle ve bilinçle gitmeliyiz.

                                    Irak emperyalist postalları altında inim inim inlerken, Müslüman kardeşlerimiz bir bir can verirken, Irak'ta oluk oluk kan, oluk oluk zulüm akarken, Mustafa Kemal'in mirası üzerinde oturanların sorumluluğu çok büyüktür. Zalim, Irak'ı kırıp geçirirken, zalimle bir olup kuzeyden de biz vuralım anlaşmaları yapan politikacıların yaptıkları ne İslam'a ne de M.Kemal'in mirasına sığar.

                              Yaşar Nuri Öztürk ne diyor bu konuda, ''Emperyalizme karşı mücadelenin İslam verileri açısından oturacağı temel teorik kavram, zulme karşı çıkıştır, zulme dirençtir. Temel mesele budur. Kur'an-ı Kerim bir tek düşman vardır diyor: Zulüm. Ne dinsizlik düşmandır, ne ateizm düşmandır ne falan dinden olmak düşmandır, ne günahkâr olmak düşmandır. Bir tek düşman var, o da zulümdür. Zulmün üç alt başlığı var Kur'an'dan baktığımız zaman. Bunlar aynı zamanda savaşın da gerekçeleridir: Bir, topraklara tasallut; buna karşı çıkacaksınız. İki, inançlara tasallut; buna da karşı çıkacaksınız. Bu, Hac Suresi'nin 39-41. ayetleri. Üç, kamu mallarını ve imkânlarını talan, yani kamu mal ve imkânlarına tasallut. Kur'an-ı Kerim, kamu mal ve imkânlarına musallat olmayı, dinin inkârı olarak görüyor, riya olarak görüyor. Riya, şirktir. Şirk ise yine Kur’an’a göre büyük bir zulümdür. Şimdi Mustafa Kemal mirasını bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman bu üç zulümle mücadele ettiğini görüyoruz. Hayatı bu zulümlerle savaşarak geçmiştir. Mustafa Kemal’in dinle ilgisini bunu unutmadan değerlendirmek gerekir. Mustafa Kemal’i ‘ibadet Müslümanı’ olarak görmek isteyenler aldanırlar. O bir ibadet Müslümanı değildi; o bir cihat Müslümanı idi. Gerçek Kur’ansal anlamıyla cihattan söz ediyorum. Emevî mantığıyla cihattan değil.''

                              ''Mustafa Kemal için de İslam için de savaş sebebi tektir: İnsana zulüm.''

                             ''Ama bir gün geldi birileri çıktı, Mustafa Kemal'i tarihin önüne çıkaran Türkiye işgalinin başındaki Batı güçlerinin gizli belgelerini yayınladı. Türk Tarih Kurumu'nda 8 cilt halinde. Bugüne kadarkisi 8 cilt. 8 cilt dediğiniz zaman her biri en büyük ebatta 600-700 sayfa. Böyle bir sekiz cilt. Adı da, Gizli İngiliz Belgelerinde Atatürk. Bunu, büyük diplomatlarımızdan biri, Bilal Şimşir 8 cilt halinde yayınladı ve TTK bunu bastı. Devamı gelir mi, gelmez mi, bilmiyorum. Bu belgeleri tetkik ettiğiniz zaman şunu görüyorsunuz: Mustafa Kemal'le İslam dünyasının arasını açan, bütün stratejiler ve sloganlar, İngiliz Gizli Servisi tarafından üretilmiştir.''

                        Zalimin oyunu açık seçik ortada: Mustafaları birbirine düşman etmek. Zalimin oyununa düşmek Mustafaların çocuklarına yakışmaz.

Şükür Ya Rab

ŞÜKÜR YA RAB
 
 
                                             Biraz düşünün! Nasıl dünyaya geldiğinizi, nasıl büyüdüğünüzü... Annenizin karnındaydınız önceleri, dışarıda nefes alabilecek kıvama gelinceye değin orada kaldınız. Anneniz babanız dört gözle beklemişti sizi. Ya bebekliğiniz? Bebekliğiniz de aynı doğumdan önceki haliniz kadar muhteşem, akıl almaz ve inanılmazdı. Şimdi aynanın karşısına geçip tepeden tırnağa bakın kendinize. Ne kadar da güzelsiniz. Allah sizi ne kadar özenerek yaratmış. Allah'ın tüm bu verdikleri için en son ne zaman şükrettiniz O'na. Hiç göz kapaklarınıza şükretmek geldi mi aklınza? Onlar olmasaydı ne yapardınız. Baş parmaklarınız olmasaydı, maddeleri nasıl kavrardınız. Ya da parmaklarınız hiç bükülmeseydi. En son ne zaman boyun büktünüz Allah huzurunda? Ne olur biraz düşünün ve şükredin halinize. Of pof demeyi bırakın artık. Bırakın herşeyi istemeyi ve alınan herşeyden sonra mutsuz olmayı. Yarın sabah silkinin kalkın, yeni bir güne başlayın. Olan olmayan herşeyiniz için şükredin Allah'a. Allah'ın size takdir ettiği makam 'İnsan olmak'. Öyleyse şereflendirin bu makamı. Size insan olma fırsatını veren  Allah'a şükrederek şereflendirin. Şükrünüzü belli edin her halinizle. Tıpkı annenize babanıza saygınızı belli ettiğiniz gibi, sizi yaratan Rabb'inize şükranlarınızı bildirmelisiniz. Kur'an'ın   bir çok yerinde 'Nekadar da az şükrediyorsunuz' ifadesine rastlarız. Bırakın her şeyi, sadece var olduğunuz için ve nefes aldıüğınız için şükredin Allah'a.

Can Suyu

CAN SUYU
A'raf Suresi 57, Rüzgârları, rahmetinin önünden müjdeci gönderen O'dur. Nihayet onlar, yüklerle ağırlaşmış bulutları yüklenince onu ölü bir beldeye göndeririz; onunla su indiririz de o suyla her türlü meyveyi çıkarırız...

Toprak siyaha kesmişti, kahverengiye ve sarıya. Takır takır kurumuş, çatşamıştı, bir damla suya hasret. Hasretten çatlamış ikiye ayrılmıştı toprak, bir karıştı çatlakların boyu; koca bir karış. Toprak suya hasret, su toprağa hasret, aylar ayları, yıllar yılları kovaladı. Mevsimler geldi geçti. Ama bir damla su düşmedi toprağa. Öyle ki, toprağın ağlamaya bile bir damla suyu yoktu. Göz pınarları kurudu, çatladı. Gözleri toprak doldu. Sonra bir gün, bir gün, bir tohum düştü toprağa. Yere iki kere, üç kere vurdu, ardı arkasınca. Toprak kulak kesilip, sessizlik kesilip, bu sesi dinledi. Yılların sessizliğini bozan bir sesti bu. tohum tak, tak, tak dedi. Yuvarlandı, yuvarlandı bir çatlağın içine düştü. Oysa ki toprak suyu bekliyordu. Bu da ne ki, diye düşündü, benliğindeki tohumu bilmeksizin.


Gözyaşı yüklü bulutlar geliyor işte.
Rüzgarın olanca esintisiyle.
Serin mi serin bir rüzgar ve yağmur kokusu havada.
Gözyaşı yüklü bulutlar geliyor.
Sevgiliye kavuşmaya,
Ona kucak açmaya,
Sarıp sarmalamaya, yaraları sarmaya.
Bir damla su, bir damla nimet,
Sevgiyle yoğrulmuş toprakla buluşmaya,
Rüzgar kovalıyor bulutları
Rüzgar kovalıyor
Rüzgar...

Sonra bir damla su düştü toprağa. Bir damla, bir damla daha. Gökyüzü ağlıyordu, iki hasretin kavuşmasına, iki canın birleşmesine. Toprak doyana kadar ağladı gökyüzü. Çatlaklar kapandı, toprak kabardı, bire bin vermeye hazır oldu. Anladı toprak, su candır, can sudur, can suyu budur. Yağmurdan sonra yine bir sessizlik çöktü yeryüzüne. Kulak kesildi toprak, bir cana hasret, ses duyabilir miyim diye. Kulak kesildi, nefesini tuttu ve dinledi. 'Çıt', diye bir ses duydu. Kulaklarına inanamadı. Yağmur dinmişti, sessizlik kol geziyordu ama 'çıt' diye bir ses duydu. Bir can, ses verdi. Tohum filizlendi. Gün ışığına çıkmalıydı. Gün ışığına çıkmalıydı ki serpilip büyüsün. Gün ışığına çıkmalıydı ki nefes alabilsin. Filiz, önce bir taşa çarptı. Ümitsizlendi. 'geçebilir miyim bunu' dedi. Toprak cesaretlendirdi onu. 'Hadi' dedi 'Hadi, sen benim canımsın, canımın içinde cansın. Hadi'. Filiz tohumundan güç alıp daha bir güçlü ittirdi taşı. Taş dayanamadı, yan yattı. Filiz geçmesine geçmişti taşı ama yorulmuştu. Çok güç harcamıştı. Bir soluklandı. Bir daha yüklendi. Ve, ve, işte yumuşak toprağa ulaştı. Canına ulaştı işte. Bundan sonrası kolaydı artık, bir gün, bilemedin iki günde gün ışığına kavuşabilirdi. Toprak neşelendi, neşesinden yeşerdi. Yeşerdikçe neşelendi. Toprak canlanmaya filiz güçlenmeye başladı. Gün ışığına çıktı filiz. Güneşi gördü ona yöneldi, akşam oldu hüzünlendi, boynunu büktü. Güneş tekrar çıktı, tekrar ona yöneldi. Böylece günler günleri kovaladı.
Bir tohum bütün toprağa can verdi. Can böyle yaratıldı. Hayat böyle başladı.

 

Irak Savaşı

IRAK SAVAŞI

 

                            Bir gece vakti Amerikan askerleri kapınızı yumruklamaya başlıyor. Ne olduğunuzu şaşırıyor korkuyorsunuz. Çocukları divanın altına saklamaya çalışyorsunuz hanımla birlikte. Bir şey olursa anneleri yanında olsun istiyorsunuz. Kapı yumruklanmaya devam ediyor şiddeti artarak. Ya birşey olursa diyorsunuz. Bana bir şey olursa çocuklar ne yapar? Çocuklara bir şey olursa ben yaparım? Bütün kan beyninize hücum ediyor. Yumrukların yerini tekmeler alıyor sonra. Kapı açılmadıkça kuduruyor kapıdakiler, ağızlarında salyalarıyla. Karşı mı koymalıyım, kapıyı mı açmalıyım diyorsunuz bir o yana bir bu yana giderken. tam kapıya yöneldiğiniz sırada tekmeler kırıyor kapınızı. İçeri hücum ediyor askerler. Ardı arkası kesilmiyor girenin, kum gibi giriyorlar merdivenleri çıkarak. Mıh gibi çakılmışsınız yerinize. O anı, o ilk karşılaşma anını bekliyorsunuz. Sesler gittikçe yaklaşıyor uğultulu, anlamadığınız dilden. Tam 'çocuklar' dediğiniz sırada, emir cümlesi olduğunu anladığınız bir bağırma hissediyorsunuz kulaklarınızda ve bakanı kör eden bir ışık gözlerinizde. Sırtınızda bir dipçik dürtüyor sizi, serde erkeklik var, direniyorsunuz önce. Ama bir darbe ki tarifi imkansız, bir darbe ki ta içine işleyen insanın, ince ince. Yanağınız yerde, boynunuzda asker postalı, korkudan ve çaresizlikten sinmiş bir halde kızınızı oğlunuzu görüyorsunuz divanın altında. Umut vermek için onlara, boynunuzda asker postalıyla iki yana sallıyorsunuz başınızı mümkün olduğunca, korkmayın diyerek. Önce kızınız gülüyor size, sonra oğlunuz. Hanımın gözleri telaşlı bir atmaca. Kızınızın gözlerindeki tebessüm yüzüne yayılıyor. Oğlunuz şaşkın. Askerler yok artık. Yok artık kulakları tırmalayan emir cümleli o berbat dil. Yalnzca bir saniye sürüyor. Bir saniyelik mutluluk, bir saniyelik cesaret. Bir asker eli divanı çekip fırlatıyor bir kenara, çocukların ve hanımın üzerinden. Boynunuzdaki ayak bir kez daha basıyor boynunuza, ilk seferinden daha acımasızca. Hanım kanatları altına alıyor çocukları. Bari diyorsunuz onlar kurtulsa. Ve yine bir asker alıp götürüyor çocukları merdivenlaerden aşağı. Yerdeki tozu solurken, çocuklar diye mırıldanıyorsunuz, hanımın çığlıkları arasında. Sonra dört el silah sesi duyuluyor, dört kahpe kurşun fırlıyor namludan, hedeflerine kilitlenmiş. 'Çocuklar mı, hanım mı, ben mi?' diye düşünüyorsunuz o an içiniz telaşlı çekilir, elleriniz titrerken. Rahatlama geliyor kaslarınıza ve bir uyku yatağa çağıran. Gözlerinizi kapamadan önce bir an, yalnızca bir an, pencerenin önünde havalanan iki beyaz güvercin takılıyor gözlerinize. 'Neyse çocuklar da kurtuldu' diyorsunuz, uykunun ağırlığı ile kapanan gözlerinizin arasından.

                        Peki yaptıkları bu zulüm yanlarına kar mı kalacak?


                             Kur'an'ı Kerim Bakara Suresi 11-18. ayetler:

''Onlara 'yeryüzünde bozgun çıkarmayın' dendiğinde, 'Tam tersine, bizler barış ve esenlik getirenleriz!' demişlerdir.

Dikkat edin, gerçekte onlar, bozgun getirenlerin ta kendileridir de bunun bilincinde olmuyorlar.

Onlara 'insanların inandığı gibi siz de inanın dendiğinde, 'Yani biz de kafası çalışmayan zavallılar gibi inanalım mı' derler. Haberiniz olsun ki kafası çalışmayan düşük seviyeliler onların ta kendileridir; fakat bilmiyorlar.

Bunlar iman etmiş olanlarla yüzyüze geldiklerinde, 'İman ettik' derler. Kendi şeytanlarıyla halvet olduklarında ise söyledikleri şudur: 'Hiç kuşkunuz olmasın, biz sizinleyiz. Gerçek olan şu ki, biz alay edip duran kişileriz.

Allah onlarla alay ediyor ve onları, kendi azgınlıkları içinde bocalar bir halde sürüklüyor.

İşte bunlar, doğruluk ve atdınlığı verip karanlık ve sapıklığı satın aldılar da ticaretleri hiçbir kazanç sağlamadı. Bir yol yordama girebilmiş de değillerdir.

Onların durumu şu kişinin durumuna benzer: bir ateş tutuşturmak istedi. Ateş, çevresindekileri aydınlattığında, Allah nların ışığını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı; artık görmezler.

Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler.'