Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Can Evin Blogudur

Irak Savaşı

IRAK SAVAŞI

 

                            Bir gece vakti Amerikan askerleri kapınızı yumruklamaya başlıyor. Ne olduğunuzu şaşırıyor korkuyorsunuz. Çocukları divanın altına saklamaya çalışyorsunuz hanımla birlikte. Bir şey olursa anneleri yanında olsun istiyorsunuz. Kapı yumruklanmaya devam ediyor şiddeti artarak. Ya birşey olursa diyorsunuz. Bana bir şey olursa çocuklar ne yapar? Çocuklara bir şey olursa ben yaparım? Bütün kan beyninize hücum ediyor. Yumrukların yerini tekmeler alıyor sonra. Kapı açılmadıkça kuduruyor kapıdakiler, ağızlarında salyalarıyla. Karşı mı koymalıyım, kapıyı mı açmalıyım diyorsunuz bir o yana bir bu yana giderken. tam kapıya yöneldiğiniz sırada tekmeler kırıyor kapınızı. İçeri hücum ediyor askerler. Ardı arkası kesilmiyor girenin, kum gibi giriyorlar merdivenleri çıkarak. Mıh gibi çakılmışsınız yerinize. O anı, o ilk karşılaşma anını bekliyorsunuz. Sesler gittikçe yaklaşıyor uğultulu, anlamadığınız dilden. Tam 'çocuklar' dediğiniz sırada, emir cümlesi olduğunu anladığınız bir bağırma hissediyorsunuz kulaklarınızda ve bakanı kör eden bir ışık gözlerinizde. Sırtınızda bir dipçik dürtüyor sizi, serde erkeklik var, direniyorsunuz önce. Ama bir darbe ki tarifi imkansız, bir darbe ki ta içine işleyen insanın, ince ince. Yanağınız yerde, boynunuzda asker postalı, korkudan ve çaresizlikten sinmiş bir halde kızınızı oğlunuzu görüyorsunuz divanın altında. Umut vermek için onlara, boynunuzda asker postalıyla iki yana sallıyorsunuz başınızı mümkün olduğunca, korkmayın diyerek. Önce kızınız gülüyor size, sonra oğlunuz. Hanımın gözleri telaşlı bir atmaca. Kızınızın gözlerindeki tebessüm yüzüne yayılıyor. Oğlunuz şaşkın. Askerler yok artık. Yok artık kulakları tırmalayan emir cümleli o berbat dil. Yalnzca bir saniye sürüyor. Bir saniyelik mutluluk, bir saniyelik cesaret. Bir asker eli divanı çekip fırlatıyor bir kenara, çocukların ve hanımın üzerinden. Boynunuzdaki ayak bir kez daha basıyor boynunuza, ilk seferinden daha acımasızca. Hanım kanatları altına alıyor çocukları. Bari diyorsunuz onlar kurtulsa. Ve yine bir asker alıp götürüyor çocukları merdivenlaerden aşağı. Yerdeki tozu solurken, çocuklar diye mırıldanıyorsunuz, hanımın çığlıkları arasında. Sonra dört el silah sesi duyuluyor, dört kahpe kurşun fırlıyor namludan, hedeflerine kilitlenmiş. 'Çocuklar mı, hanım mı, ben mi?' diye düşünüyorsunuz o an içiniz telaşlı çekilir, elleriniz titrerken. Rahatlama geliyor kaslarınıza ve bir uyku yatağa çağıran. Gözlerinizi kapamadan önce bir an, yalnızca bir an, pencerenin önünde havalanan iki beyaz güvercin takılıyor gözlerinize. 'Neyse çocuklar da kurtuldu' diyorsunuz, uykunun ağırlığı ile kapanan gözlerinizin arasından.

                        Peki yaptıkları bu zulüm yanlarına kar mı kalacak?


                             Kur'an'ı Kerim Bakara Suresi 11-18. ayetler:

''Onlara 'yeryüzünde bozgun çıkarmayın' dendiğinde, 'Tam tersine, bizler barış ve esenlik getirenleriz!' demişlerdir.

Dikkat edin, gerçekte onlar, bozgun getirenlerin ta kendileridir de bunun bilincinde olmuyorlar.

Onlara 'insanların inandığı gibi siz de inanın dendiğinde, 'Yani biz de kafası çalışmayan zavallılar gibi inanalım mı' derler. Haberiniz olsun ki kafası çalışmayan düşük seviyeliler onların ta kendileridir; fakat bilmiyorlar.

Bunlar iman etmiş olanlarla yüzyüze geldiklerinde, 'İman ettik' derler. Kendi şeytanlarıyla halvet olduklarında ise söyledikleri şudur: 'Hiç kuşkunuz olmasın, biz sizinleyiz. Gerçek olan şu ki, biz alay edip duran kişileriz.

Allah onlarla alay ediyor ve onları, kendi azgınlıkları içinde bocalar bir halde sürüklüyor.

İşte bunlar, doğruluk ve atdınlığı verip karanlık ve sapıklığı satın aldılar da ticaretleri hiçbir kazanç sağlamadı. Bir yol yordama girebilmiş de değillerdir.

Onların durumu şu kişinin durumuna benzer: bir ateş tutuşturmak istedi. Ateş, çevresindekileri aydınlattığında, Allah nların ışığını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı; artık görmezler.

Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler.'